DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE TRANSFÜZYON (HASTAYA KAN VERİLMESİ) TARİHÇESİ

Tarihin başlangıcından beri kanın gerçek yapısı ve fonksiyonları bir sır perdesi altında kalmıştır. Örneğin eski yunanlılar kanı dört "humor"dan (kan, balgam, sarı safra, siyah safra) en önemlisi, tutkunun kaynağı olarak görmüşler, kişilik farklılıklarının bu maddelerin farklı oranlarda karışımından kaynaklandığını düşünmüşlerdir. Bu gün bile insanların kişilik özellikleri ve ruh halini tanımlamak için "sıcak kanlı" "soğuk kanlı'"' kanı kaynamak" "kana susamak" gibi deyimler kullanılmaktadır. Günlük hayatımızdaki, tüm bu deyimler uzun zamanlar devam eden inanışların bir kalıntısıdır

Çok eski çağlarda bile kan verme işlemi yapıldığına dair belgeler bulunmaktadır, ancak bu dönemde dolaşım sistemine ait bilgilerin çok sınırlı olduğu düşünülürse; kan verme işleminin ağız yoluyla yapıldığı sanılmaktadır. O zamanlar bu işle uğraşanlar, gençliğin gizemli güçlerini içeren bu kanın imparator ve diğer erk sahibi kişilere uyarıcı ve koruyucu etkiler yapacağını düşünüyorlardı.

İlk kan transfüzyonunun 1492’de Papa VII. Innocent'e yapıldığı söylenir. Bu tarihte Papa'ya üç gencin kanı verilmiş sonuç olarak yalnız papa değil gençlerde hayatlarını kaybetmişlerdir

Daha sonraki yıllarda hayvandan hayvana transfüzyon girişimleri yer almaktadır. İlk yazılı deneysel kanıtlar 1666'da Oxford’da yapılan çalışmalardan öğrenilmiştir. Christopher VVren hayvanlara damar yoluyla verilen maddelerin sistematik etkiler gösterdiğini kaydetmiş, Richard Lovver'da (1631-1703) kanın akciğerlerden dolaştıktan sonra kırmızı renk aldığını yazmış ve muhtemelen damaryolunu açarak bir köpekten bir köpeğe venler (toplar damar) yoluyla ilk transfüzyonu gerçekleştirmiştir. Bu konudaki çalışmaları sonucu Kraliyet Derneği Başkanı seçilen Samuel Pepys, Gresham Koleji’nde gece yaptığı bir deneyde hayvandan hayvana yapılan transfüzyonun hayat kurtaracak kadar etkin olabileceğini yazmıştır. Temmuz 1667'de Fransa’dan Montpellier'de felsefe ve matematik Profesörü olan Jean-Baptist Denis mental bozukluğu düzeltmek amacıyla kuzu kanını bir insana vermiştir. Ancak sonraki denemeler ilki kadar başarılı olmamış, ölümle sonuçlanan bu girişimlerden sonra Denis'in çalışmaları Paris Fakültesi tarafından yasaklanmış, transfüzyonun gayri resmi olduğu ilan edilmiştir, bu dönemde Roma'da transfüzyon uygulamalarına yasak getirmiş çalışmalar sadece İngiltere’de devam etmiştir.

İnsandan insana kan transfüze etmesine izin verilen ilk kişi James Blundell'dir. Londra'da doğum uzmanı olarak çalışmakta olan Blundell doğum sonrası kanama geçiren hastası için kocasından aldığı kanı enjektörle transfüze etmiştir (1818). Blundell'in bu çalışması Londra Tıp Cerrahi Derneğine sunulmuş, Transfüzyon Tıbbı Modern Çağının başlangıcını oluşturmuştur. Blundell bu amaçla sadece insan kanı kullanılmalıdır diyerek, transfüzyon için çeşitli düzenekler üzerine çalışmalarına devam etmiştir.

Kan Gruplarının Keşfi:

Kan transfüzyonlarının, kan grupları hakkında hiçbir bilgi olmadığı halde önceleri başarıyla sürdürülmesi dikkat çekicidir. Landois 1875'de köpek kanının başka bir cinsin kanı ile karıştırıldığında 2 dk. içerisinde hemen daima lizise (hücre parçalanması) neden olduğunu bildirmiştir. Bu çalışmadan haberdar olan Kari Landsteiner 22 kişide yaptığı çalışmada eritrosit ve serum arasındaki reaksiyonları tarif ederek 1901'de sonuçlarını yayınlamıştır. Landsteiner önceleri A, B, C olmak üzere üç kan grubu tanımladı. Sonraki yıl öğrencileri olan DeCastello ve Sturli 155 kişiyi kapsayan daha geniş bir çalışma ile kan grup sistemini A, B, O, AB olarak tanımladılar (1902). (19. yy'ın ikinci yarısında Alman bir doktorun şu sözleri şaşırtıcı değildi. Koyun kanı nakletmek için üç tane koyuna ihtiyaç vardır, ilki kanı alınan ikincisi kanın nakledilmesine müsaade eden üçüncüsü ise nakli gerçekleştiren olarak). 1922’de Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Landsteiner 1930 yılında Nobel Tıp Ödülüne layık görülmüştür.

Diğer kan grup sistemleri tanımlanmadan neredeyse yarım yüzyıllık bir zaman geçmiş ve 1939’da Phillip Levine tarafından sunulan bir olgu ile Rhesus (Rh faktörünün bulunduğu maymunun adı) faktörünün varlığına dikkat çekilmiştir. Sonraki birkaç yıl içerisinde yapılan benzer çalışmalarla yeni antijen sistemleri tanımlanmıştır.

Kan Bankalarının Doğuşu:

Dünyada ilk kan transfüzyon servisi Londra'da İngiliz Kızılhaç'ında sekreter olarak görev yapan Percy Oliver tarafından 1921 yılında kurulmuştur. Çağrıldıkları zaman gelip taze kan verebilecek gönüllülerden bir liste oluşturan Oliver ofisine "İngiliz Kızılhaçı Transfüzyon Servisi"adını verdi. Çoğunda telefon bulunmadığı için genellikle polis tarafından çağrılan donörler listeye alınmadan evvel fizik muayene, kan gruplama, sifiliz (frengi) enfeksiyonu yönünden serolojik teste tabi tutuluyorlardı. Oliver'in servisi 1921 yılında sadece 13 kez aranmasına karşın 1925 yılında başka hastanelerden 428 kez yardım talebi almıştır.

Benzer sistemler Fransa, Almanya, Avusturya, Belçika ve Japonya'da da uygulanmıştır. Ancak 1935'de Roma'da yapılan ISBT Kongresinde Oliver'in çalışmaları övülerek "her saat açık bir merkez organize ederek kan donasyon problemini çözen, sağlığı güvenceli, kanı güvenle kullanılan donörleri gönderebilen Londra Kızılhaçı 1921'de ilk Transfüzyon Merkezi olma onurunu kazanmıştır" denilerek gönüllü karşılıksız kan bağışının önemi vurgulandı.

1937'de Chicago'da Bernard Fantus ilk kan bankası kurma yetkisi verilen kişi oldu. Kan şişelere alınarak buzdolabında on güne kadar muhafaza ediliyordu.

Modern Kan Transfüzyon Ünitelerinin Kurulması:

İkinci dünya savaşının çıkması diğer bir çok alanda olduğu gibi kan transfüzyon ünitelerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İspanya Bacelona'da doktor olan Federico Duran-Jordan sadece "O" kan grubu kişilerden kan alan bir kan bankası organize etti. Jordan daha sonra İngiltere'ye giderek 1938'de benzer bir kan bankası kurulmasına yardım etti. Kanlar merkezde toplanıp nakledilebilecek şekilde sistem kuruldu, böylece bir günde 100 ünite kan toplanıyordu.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde kan bağışı Kızılay-Kızılhaç örgütlerinin işbirliğinde veya tamamen bu örgütlerin çatısı altında yapılmaktadır. Günümüzde tıp ve teknoloji alanındaki tüm gelişmelere rağmen kan, kan bileşenleri ve kandan elde edilen ürünlerin yerine geçebilecek bir tedavi aracı bulunamamıştır. Kan, kaynağı insan olan ve elde edilmesi için başka alternatifi olmayan bir tedavi aracıdır.

DÜNYA’DA VE ÜLKEMİZDE BUGÜNKÜ DURUM

Dünyada Kan Hizmetleri:

Günümüzde kan bankacılığı alanında problemlerini çözmüş, etkin organizasyon kurmuş ülkeler kan bankacılığı faaliyetlerini iki aşamada tanımlanmıştır.

      Donasyon Kan Bankacılığı

  • Güvenli (gönüllü, düzenli, bilinçli, karşılık beklemeksizin bağışçılardan) kanın toplanması
  • Toplanan kanlara gerekli laboratuar işlemlerinin yapılması
  • Kanın saklanması ve hastanelere ulaştırılması

       Transfüzyon Kan Bankacılığı
  • Kanın hastalar için kullanılması Kullanıldıktan sonra kayıt altında alınan bilgilerin takip edilmesi

    ABD'de; yıllık 10 milyon kan bağışının yarısından fazlasını Amerikan Kızılhaçı karşılamaktadır. Ancak donasyon kan bankacılığı hizmetlerinin %90 kadarı Amerikan Kızılhaçı üzerinden yürütülmektedir.

    Almanya'da; hizmete sunulan toplam 4.2 milyon ünite kanın % 85'ini (3.6 milyon kan bağışı, 200.000 kan gönüllüsü) Alman Kızılhaçı toplamaktadır

    Japonya'da; donasyon kan bankacılığı hizmetlerinin tamamı 7 bölgesel kan merkezi ile Japon Kızılhaçı tarafından karşılanmaktadır. Ülkede her yıl yaklaşık 4 milyon ünite kan bağışı toplanmaktadır.

    Kanada, Avusturya, Finlandiya gibi gelişmiş ülkelerde; donasyon kan bankacılığı faaliyetleri o ülkelerin Kızılhaçlan tarafından verilen örneklere paralel bir organizasyon ile sürdürülmektedir.

    Gelişmekte Olan Ülkelerde; Dünya Sağlık Örgütü'nün raporuna göre, güvenli kanın sağlanmasında en önemli problem, yetersiz gönüllü kan bağışı sebebiyle güvenli olmayan, (replasman v.b.) ve en ucuz yöntemlerin tercih edilmesi olarak gösterilmiştir. Dünya çapında yılda 81 milyon ünite kan bağışı yapılırken bu kanların % 82'si gelişmiş ülkelerde gönüllü kan bağışçılarından sağlanarak tüm tarama testlerine tabi tutulmaktadır. Buna karşın dünya nüfusunun geri kalan %45'inin yaşadığı toplumlarda kan değişik yollarla toplanmakta ve ne yazık ki ancak %50'si tarama testlerinden geçirilmektedir.

    Türkiye'de Kan Hizmetleri:Türkiye'de Kan Hizmetleri:

    Ülkemiz; kan bağışı konusunda gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında oldukça geri sıralarda yer almaktadır. Bu ülkelerde gönüllü kan bağışlarının nüfusa oranı % 5'e ulaşabilirken ülkemizde bu oran halen % 1.5-2 civarındadır. En önemli problem gönüllü kan bağışçısı sayısındaki yetersizliktir. Türk Kızılayı ülkemizde 1957 yılında İstanbul ve Ankara'da ilk kan merkezlerini açarak günümüze kadar ortalama % 20-50 civarında ülke kan ihtiyacını karşılamıştır. Gönüllü kan bağışı ile karşılanamayan kısım hastane kan merkezleri tarafından çoğunlukla replasman yöntem ile karşılanmış ve karşılanmaktadır

    Ülke genelinde sağlıklı istatistiki verilere ulaşmak ve hastalara kullanılan kanların izlenebilirliği pek mümkün değildir. Ülkemizde kan hizmetleri konusunda kapsayıcı bir standardizasyon ve denetim mevcut değildir.


  • Türk Kızılayı’nın 1957’den bu yana topladığı yıllık kan sayıları

    Ülkemizde toplanan kan bağışını (Türk Kızılayı kan birimleri ve hastane kan merkezleri tarafından) kesin bir sayıyla söyleyebilmek mümkün değildir. Türkiye Kan Merkezleri ve Transfüzyon Derneği (KMTD) tarafından 2003 yılında ülke genelindeki kan merkezlerinde yapılan anket çalışması sonuçları ile T.C. Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Hizmetleri Yıllığı verileri uyumlu görünmemektedir. T.C. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2004'de 873.454 ünite kan bağışı toplanmış. Kan Merkezleri Transfüzyon Derneği'nin anket sonuçlarına göre ise 1.236.776 ünite kan toplanmıştır.

    Ancak ülkemizdeki hastane yatak kapasitesinin yetersiz olduğu ve T.C. Sağlık Bakanlığı'nın ülke çapındaki sağlık organizasyonuna bağlı olarak devreye girecek yeni hastaneler ve hastalar için etkin kan ve kan ürünü kullanımı göz önüne alındığında 2006 yılı itibari ile kan ihtiyacının hesaplamalara göre yıllık ortalama 1.5 milyon ünite civarında olduğu tahmin edilmektedir.